Kayıp Atlantis’in Gerçeği

0
54
views

Pek çok hikayeye konu olan, ünlü şahısların dillerinden düşmeyen bir mit. Filozofların, dönemin ileri uygarlığı olarak bahsettiği, çağının ötesinde bir medeniyet. Ancak varlığı tamamen kanıtlanamayan bu ada medeniyeti günümüzde de tartışma konusudur. Döneminin mimari ve mühendislik harikası olduğu düşünülen bu ada şehri, varoluşu ve yıkılışı hakkındaki gizemini hala koruyor.

Atlantis adını ilk olarak ünlü düşünür, Platon’dan duyarız. Platon, M.Ö. 330 yıllarında yazdığı ünlü diyalog kitapları olan ‘Timaeus’ ve ‘Kritias’ da bahseder. Burada geçen Atlantis isimli adayı Mısırlılardan duyduğunu iddia ederek eserinde yer verir. Atlas Okyanusu üzerinde yer aldığını düşündüğü ada bu nedenle Atlas’ın Adası olarak isimlendirilir.

Efsanevi, batık ada anlatılanlara göre resmedildiğinde, merkezinde devasa boyutlu altından yapılma altı kanatlı at süren Poseidon heykeli yer alır. Etrafında ise bu heykeli çevreleyen iç içe geçmiş dairesel duvarlar ve kanallar yer alır.

Pek çok alanda anlatılanlara göre oluşturulan tasvirlerde kentin sonunun büyük bir yangınla geldiği resmedilir. Ancak yok oluştan önce varoluşunu kanıtlamaya ihtiyaç duyulur.

Platon’un Atlantis’ i hızlı bir şekilde dünyayı ele geçirmek adına halkını köleleştiren yöneticiler zaman içerisinde kendi yok oluşlarına sebep olurlar. Bu köleleştirme sürecinde refah içerisinde olarak yaşayan yüksek statüdeki insanlarsa sapkınlık ve ahlaki değerlerden yoksun yaşam sürerler. Bu zamanda ortaya çıkan küçük bir grup olan Atinalılar, Platon’un ideal devlet anlayışını benimseyerek ahlaki değerleri ile yaşarlar. En az ihtimale sahip bu görüşte, Atlantisliler, Atinalıların erdemleri karşısında yok olmuşlardır.

Peki Gerçek Nedir?

Bilim insanlarına göre ise Atlantis, tamamen Platon’un kendi görüşlerini destekleyici nitelikte anlattığı hayali bir hikayedir. Bu düşüncelerini destekleyen ise, Mısır medeniyetinin yaşadığı pek çok şeyi bir şekilde gelecek nesillere aktarmışken, bu kadar kadim bir uygarlığı nasıl olur da yazıya aktarmamışlardır?.

Ayrıca ünlü tarihçi Strabon’un aktardığına bakılırsa bilim insanları gerçektende haklıydı. Platon’un öğrencisi olan Aristo, Atlantis’i Platon’un tezlerini savunması amacıyla uydurduğu hayali bir adanın olduğunu aktararak Strabon’un olayı aydınlatmasına neden olur.

Oseanoğrafya (okyanus bilimi) ve jeoloji bilimlerinin araştırmaları ise konuya bilimsel nokta koyarak böyle devasa büyüklükteki batık bir adanın varlığının okyanusun dibinde batık bir şekilde var olamayacağını kanıtlamışlardır.

Yeni keşfedilen her adaya acaba Atlantis mi sorusu bir kenarda dura dursun, adanın varlığını şiddetle savunanlar için bilim adamlarının kesin cevapları hayal kırıklığı olmuştur. Ancak mitolojiyi sevenler için mistik bir hikayenin varlığı ve anlatımı ilgi çekmeye devam eder. Atlantis’i konu alan kitaplar, diziler, filmler ve anlatılar uzun yıllar boyunca ilgi çekmeye devam edecektir…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here